Sağlığa Dair Her Şey: Sağlık ve Hastalık Sisteminde Ezberleri Bozmak

24.12.2018
Sağlığa Dair Her Şey: Sağlık ve Hastalık Sisteminde Ezberleri Bozmak

21. yüzyıl, hayatımıza hızlı değişimi, yıkıcı teknolojileri, her alanda yenilikçiliği ve paylaşım ekonomisi gibi yeni iş modellerini soktu. Teknoloji yoğun sektörler, bu gelişmelere çabuk tepki verip adapte olmaya çalışırken, sağlık sektörü alışıldığı üzere gelişmelere temkinli yaklaştı.

Tıp Nasıl İlerliyor? ve Hipokrat Nasıl Etkiliyor?

Aslında sağlık dünyası, tıbbın babası Hipokrat’tan bu yana çok da fazla kendini değiştirme ihtiyacı duymadı. Genel anlamda hastalık ve hastaya odaklanan, hastane ve doktorun ev sahipliği yaptığı, ilaç firmaları, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi üreticilerinin ürün sunucu, sağlık sigortası firmaları ve geri ödeme kurumlarının da hizmet/finans sunucusu olduğu bir ortamı yüzlerce senedir sürdürüyoruz.

İşin içine birazcık mizah da katarak, sistemin bizleri sadece hasta olduğumuzda tanıdığını, sağlık kuruluşlarının buluşma yeri olduğunu, doktorun deneyim ve literatür takip becerisine bağlı olarak (kanıta dayalı olmayan – aynı şikayetle 3 ayrı isim yapmış doktora görünen hastaya 3 ayrı teşhis konduğu çok da nadir görülen bir durum değildir) bir teşhisin konulduğunu, buna (kanıta dayalı olmayan – ne anlama geldiğini takip eden satırlarda bulacaksınız) en uygun tedavinin verildiği, hasta adımını sağlık kuruluşundan dışarı attığı andan itibaren sistemin hastayı umursamadığı, hatırını sormadığı bir sağlık sisteminden bahsediyoruz. Diğer yandan, sağlığımızın ve sağlık sisteminin bizim aklımıza geldiği tek zamanın hasta olduğumuz zamanlar olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Bu nedenlerle ve izninizle, bu sisteme sağlık sistemi yerine ‘Hastalık (Sağaltım) Sistemi’ olarak sesleneceğim.

Bunlara ilaveten, son 10-15 senede hayatımıza giren; evde bakım, elektronik sağlık kayıtları, sağlıkta dijitalleşme, mobil sağlık, teletıp uygulamaları gibi çok da yaygınlaştıramadığımız ve iş modeli oluşturmakta zorlandığımız yenilikçi uygulamaları da eklemeden geçemeyeceğim.

Hastane ve İlaç Devrimindeki Olumsuzluklar

Hastane, ilaç ve tıbbi cihaz üreticileri ve geri ödeme kurumlarının ana oyuncu olduğu bu sistemde maliyetler her geçen sene yükselmekte, hatta çoğu ülkede karşılanması zor boyutlara ulaşmaktadır. Türkiye, 2017 senesinde 140 milyar TL harcayarak GSMH’sinin yaklaşık %4,5’ini sağlık (hastalık) sistemine harcarken1 bu miktar A.B.D.’de 2016 senesinde 3,3 trilyon Amerikan Doları ile GSMH’nın %17,9’una ulaşmıştır2. Buna rağmen, memnuniyet oranları ve sağlığa erişim tatmin edici düzeylere çıkamazken, major hastalıklardan ölüm oranları ve sağlık personeli sayısında açık, zamana endeksli olarak sürekli artmaktadır. Sistemde yüksek teknoloji kullanımı ve çok büyük hastaneler inşa etme hedefleri; insanları daha çok hastaneye çekeceğinden, sistem üzerine daha çok yük bindirecek, harcamaların artmasına sebep olacak ve ne yazık ki ‘hastalık sistemi’ndeki sorunlara çare olmayacaktır.

Mevcut sistemin yetersizliği; yapısı gereği ‘hastalığı’ doğal halimiz (default) olarak algılaması ve topluma/bireylere algılatmasıdır. Halbuki gerçek bir sağlık sistemi, doğal halimiz olan ‘sağlıklı olmak üzerine odaklanıp, önceliğini ve stratejisini bu sağlıklı halin korunması üzerine inşa etmelidir. (Bu arada modern tıbbın başladığı zamanlardan beri uygulanan aşılama ve hassas gruplara – anne, çocuk, yaşlılar vs. – yönelik önlemler gibi koruyucu tıp metotlarının başarı oranlarının yüksekliğini de belirtmeliyim)

Doğumdan itibaren sağlımızı etkileyen 3 ana faktör bulunmaktadır;

  1. Genetik yapımız.
  2. Yaşadığımız ortam.
  3. Yaşam alışkanlıklarımız.

Genetik bilimi son 10 senede inanılmaz gelişmiş ve yeni bilgilerle karşımıza çıkmıştır. Epigenetik çalışmalar, ortamın ve yaşam alışkanlıklarımızın genetik yapımızı değiştirebildiğini, ebeveynlerinden kötü genler alan kişilerin sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinerek ve sağlıklı ortamlarda yaşayarak kötü genleri kapatabildiğini (tabii tam tersi de geçerli) gösteriyor.

Yukarıdaki ana faktörlerin yaşam döngüsü boyunca sağlığımızı etkileme oranlarına göz attığımızda; genetik yapımızın sağlığımızı %15-20 etkilediğini, yaşadığımız ortamın %20-25 etkisi olduğunu ama yaşam alışkanlıklarımızın %50’yi geçen bir ağırlığı olduğunu söylüyor bilim adamları. Dikkatli okuyucular yüzdeyi tamamlamak için %10’luk bir eksiğimiz olduğunu fark etmişlerdir. İşte o yüzde on da, mevcut sağlık (hastalık) sisteminde yaşam boyu gördüğümüz bakımı, ihtimamı içeriyor. Yani sağlığımız üzerinde çok da büyük bir ağırlığı yok.

Peki Çözüm Ne?

Sağlık (hastalık) sistemindeki yükün ve ağır maliyetin 65% – 75%’nin kronik hastalıklardan kaynaklandığını biliyoruz. Türkiye’de 22 milyonun üstünde kronik hastanın olduğunu 3, nüfusun %30,3’ünün obezite sınırları içinde olduğunu 4 istatistiklerden, 2030 senesinde dünyada 2 milyarı aşkın kişinin kronik hastalıklardan mustarip olacağını da fütüristik uzgörülerden 5 biliyoruz.

Kişisel ölçekte yaşadığımız modern ve hızlı hayat, bizleri vücudumuzun ve benliğimizin sağlıklı gelişebilmesi için gerekli yaşam alışkanlıklarından uzaklaştırmaktadır. Ayaküstü beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların çok tüketilmesi, düzensiz uyku ritmi, ofiste masada ve evde televizyon karşısında geçirilen uzun saatler, stres dolu bir dünyada stresle başa çıkma yöntemlerinin bilinmemesi, zaman içinde kronik hastalıklara, bu da yaşam döngüsünün kısalmasına ve yaşam kalitesinin düşmesine sebep olmaktadır.

Hastalık sisteminin sağlığımızla ilgili yetersizliğini ve yüksek maliyetlerin sebebi ile ilgili teşhisi koyduğumuz şu noktada sizleri sağlıklı yaşama doğru bir yolculuğa çıkarmak isterim. Toplumu/kişileri sağlıklı yaşam alışkanlıklarına yönlendirmek, maliyetleri çok düşük olsa da; yoğun çaba, bilgiye dayalı akademik çalışmalar, süreklilik ve sistematik bir altyapı gerektiriyor.

İnsanları sağlıklı ve mutlu bir yaşama yönlendirmek, daha az hasta olmalarına, daha az işgücü kaybına, daha az sağlık kuruluşlarına gitmelerine sebep oluyor. Aynı sistem, kronik hastaların da hastalıkları ile daha güçlü baş edebilmelerini, komplikasyonların daha az ortaya çıkmasını sağlıyor. Bu sürecin ilaca ihtiyacı azaltacağını düşünürseniz, orta-uzun vadede maliyetlerin azaltılmasının ciddi anlamda önünü açıyor.

Aslında çözüm uzağımızda değil. Dünyada belirlenen 5 lokasyonda (bakınız, blue zones6), insanların 100 yaşına kadar rahatlıkla ve sağlıklı bir şekilde yaşadıkları tespit edilmiş. Bunun sebebi de tahmin edebileceğiniz gibi; harika doktorlara, yüksek teknolojili hastanelere veya mucizevi ilaçlara sahip olmaları değil. Yapılan araştırmalarda bu lokasyonlarda yaşayan insanların;

Bu Lokasyondaki İnsanların Yaşam Tarzı

  • Sosyalleşmeye fazlasıyla önem verme.
  • %80 doyma oranı ile yemeklerini sonlandırma.
  • İnanç sistemini kuvvetlendirme.
  • Sebze ve meyve yoğun beslenme alışkanlıkları.
  • Aktif bir yaşam tarzına sahip olmaları.
  • Sigara ve benzeri unsurlardan uzak durmaları.
  • Aile yapısına önem vermeleri.

Sağlıklı Bir Yaşam Nasıl Sürdürülür?

  • Günde 1,5-2 litre (6-8 su bardağı) su içmek.
  • Günde 7-8 saat huzurlu bir uyku.
  • Günde 5,000 adımlık bir yürüyüş.
  • Dengeli ve sağlıklı (boş yeşil, kırmızılı besinler) beslenme.
  • Stres işe başa çıkabilmek için nefes tekniklerinin öğrenilmesi / uygulanması.
  • Sigara, alkol, uyuşturucu ve diğer zararlı maddelerden kaçınmak.

Bu Alışkanlıkları Kendinize Kazandırma

Yukarıdan bahsedilen alışkanlıklar; geleceğin sağlık trendleri arasında yer alan ‘kişinin kendi sağlığından sorumluluk alması’ prensibine de uygundur. Bu alışkanlıkların edinilmesindeki kritik nokta, ‘davranış değişikliği’ metotlarının uygulanmasına duyduğu ihtiyaçtır. Bu metotların en iyi kullanılabileceği yerler de; karşılıklı etkileşimden yararlanabileceğimiz şirket, kurum ve okullardır. Yapılan çalışmalar kişisel bazda yapılan sağlıklı yaşam alışkanlığı edinme çabalarının en fazla 3 ay sürdüğünü ortaya koymaktadır.

Bu çaba içinde ‘sağlıklı yaşam ve mutluluk’ dersinin okul müfredatlarına konmasının da, sağlıklı yaşayan bir toplum oluşturmada büyük katkıları olacaktır. (Bu konuda okuyuculara, Finlandiya’nın tarihini anlatan ‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ kitabını okumalarını şiddetle öneririm. Kitap 1800’li senelerde sefil, fakir ve bataklıktan oluşan bir ülkenin ve toplumun, eğitime ve sağlıklı yaşama önem vererek, günümüzde nasıl dünyanın en mutlu ülkesi seviyesine geldiğini anlatmaktadır)

Sağlıklı yaşamı destekleyen teknolojilere önem verilmesi, hem çalışmanın sonuçlarını hızlandırır ve artırırken, diğer taraftan tüm dünyada yayılacak bu trend doğrultusunda üretim kapasitemizi genişletmeye ve ciddi ekonomik girdiye sebep olacaktır. Örnek vermek gerekirse; çağımızın en büyük sorunlarından olan ve iş yerlerinde verimsizliğe sebep olan sırt ağrıları için postür (dik durma uyarılı) sensörü kullanılması koruyucu tıp açısından da anlamlı bir katkı sağlayacaktır. Keza, stres ölçer bilezikler, kalori ölçen akıllı telefon uygulamaları, veri ölçen dijital platformlar, özendiren ve motive eden chatbot sistemleri, oyunlaştırma gibi birçok teknoloji toplumsal bazda sağlıklı yaşam çabasına destek olurken, en önemlisi örnek teşkil edecek ve ihraç edilebilecek bir ‘sağlıklı yaşam sistemi knowhow’u’ sahibi olacağız.

Son olarak, böyle bir sistemin Sağlık Bakanlığımızın Aile Hekimliği Sistemine, Sağlıklı Yaşam Merkezlerine ve kişisel sağlık altyapısı olan eNabız uygulamasına anlam ve değer katacağına inanıyorum.

Ne dersiniz? Biraz çabayla ve düzgün bir kurguyla ezberleri bozup gerçek bir ‘Sağlık dönüşümü’ peşinde koşmaya değmez mi?

YAZAR BİLGİSİ
Serhat Turan
Cesaretin içinde deha, güç ve mucize vardır.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.