Cengiz Aytmatov’un Türk ve Dünya Edebiyatındaki Yeri ve İşlediği Konular

Cengiz Aytmatov’un Türk ve Dünya Edebiyatındaki Yeri ve İşlediği Konular

Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının edebiyat alanındaki en önemli isimlerinden biri. Adı, dünya edebiyat tarihinde görkemli bir şekilde yer aldı çoktan. Daha sağlığındayken haklı bir üne kavuştu, ölümünden sonra da bu ün azalmadı. Unutulmayan yazarlar arasında o şimdi. Adı, mensubu bulunduğu millet için gurur vesilesi oldu. Kırgız kültürün tüm yönleriyle eserlerinde anlatır. İnsanın temel meselelerini, aşkını hüznünü, hasretini, düşüncelerini kısaca insanı anlatır Cengiz Aytmatov. Anlatılarının kökü Manas Destanıdır. Gelenekten geleceğe uzanır düşünceleriyle. Çocukluğunda dinlediği masallar, gençliğinde hasret ve hüzünle söylediği şarkılar, ozanların yaktığı türküler dünya görüşünün temelini oluşturur. O içinde yaşadığı toplumun, yüzyıllar içinde kazandığı tüm değerleri eserlerinde yansıtmış ve onları ebedileştirmiştir. Aytmatov, eserlerinde halkına ait atasözlerine, şiirlere, türkülere, halk hikâyelerine, masallara ve buna benzer birçok folklorik değerlere sıkça yer vermiştir. Böylece yazar, düşüncelerini pekiştirmiş ve daha güçlü hale getirmiştir. Bu özellikler onun eserine daha ayrı bir güzellik katmıştır.

Kendi hayatındaki hareketlilik, kahramanlarına yansıdığı için, gerçekçi bir “örnek kişi” olmuştur. Kahramanlarını her şeyiyle, daha çok da ruh halleriyle vermiştir. Eserlerindeki kahramanlar kimi zaman adı olmayan bir çocuk, kimi zaman insanlar tarafından acılar yaşatılan, doğanın onlara sunduğu hayatları ellerinden alınan hayvanlar kimi zaman asimile olmuş, benliğini unutmuş mankurtlar kimi zamanda tüm olumsuzluklara karşı başkaldıran ama her şeye rağmen sistemin işleyişinde yok olan karakterlerdir. Aytmatov, akıcı bir üslupla anlattığı olayları, yaratığı kahramanlarla adeta yaşatır. Bu nedenle okuyucu, onun eserlerindeki kahraman olur, savaşa katılır, askere gider, ısız sarı özek vadisinde trenleri izler ya da yıllar önce kötü inanalar yüzünden kaybettiği sevgilisini dağlarda arar. Onun yaratığı kahramanlar okurları “geçmişe bakarak geleceği kurtarmaya” çağırır.

Aytmatov’u okurken her seferinde kendi kültüründen beslenen ve ardından kendi kültürünü besleyen bir yazarı okuduğum izlenimine kapılmam boşuna değil. Çünkü onun romanları buram buram yerlilik kokar. İçinden çıktığı toplumun geleneğini, göreneğini ve inancını yansıtır satırları. Kült eseri olan “Gün Uzar Yüz Yıl Olur”dan tutun da, o dokunaklı aşk hikâyesinin anlatıldığı “Selvi Boylum Al Yazmalım”a kadar bu böyledir.

Onun romanlarının sayfalarında, unutulduğunu sandığımız bir efsane yeniden hayat bulur. Çağlar öncesinden bir olay günümüzde ve günümüz araçlarıyla tekrar yaşanır. Bu, bir birikimin her çağda diri kalmasıdır ve bir toplumun elbette ki genetik kodları böyle oluşur. İşte Aytmatov, bunu yapan bir yazardır. Aytmatov, hayatıyla ve bazı konulardaki farklı düşünceleriyle bizi ne kadar sarsarsa sarssın, bu, onun büyük yazar olmasına gölge düşürmez. Dünya edebiyatına armağan ettiği kavramlarla birlikte o, yine de kendisini ve yaşadığı toplumu anlatarak o toplumun kendini tanımasına ve böylelikle de toplumu birbirine bağlayan en sağlam harç olan kültüre ciddi katkılarla anılmayı hak ediyor. Bir yazar ve bir insan olarak Aytmatov’u hakkıyla tanıtan bu kitap, kitapları hayranlıkla okunan bir yazarın hayatında nasıl da savruluşlar olacağını anlamak için de iyi bir kaynak.

“Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve “evrensel” olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır.” diyen Aytmatov, Milletinin tarih boyunca kazandığı bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmıştır.

Yaşadığı coğrafyanın, insanının tarih içinde kazandığı değerlerini, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiştir. Halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatan, onların çözümlerine dair ipuçları gösteren, eserlerinde kendi ifadesi ile “tipik insan” ortaya koymaya çalışan Cengiz Aytmatov, yarattığı eserleriyle Kırgız halkının kültürünü, tarihini, halkının değerlerini yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

Cengiz Aytmatov tarzındaki yazarların dünyasını yakından tanımak neden önemli? Önemli, çünkü karmaşık bir yaratık olan insanoğlu, önce kendini tanıyacak, sonra milyarlarca insanın duygu ve düşüncelerini, geçmişini ve hayatını inceleyecek ki kendi hayatını tanzim edebilsin! Bunun için bütün bir ömrünü, kendini, yaşadığı toplumu, dünyayı ve evreni tanımaya çalışmakla tüketiyor. Bu sınırlı zamanı iyi kullanmak ve insanları daha iyi tanıyabilmek için yazılanları, çizilenleri, görüntülenenleri… “okuyor”. Bir tek insanın dünyasını çok iyi tanımak bile bütün insanlığı tanımanın kapılarını aralayabiliyor. Bu okuma, çok çeşitli şekillerde olabiliyor. Aynı anda birden fazla kitabı birlikte okuyan insanlar tanıdım Çok değişik yazarlardan seçme eserler okuyarak, eksikliğini duyduğumuz yönlerimizi tamamlamaya çalışıyor veya geçmişte veya bugün yaşadığımız dünyayı ve insanları çok iyi tanımlayabilen Dostoyevski, Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov gibi büyük sanatçıların, bütün eserlerini okuyarak kendimizi geliştiriyoruz.

Asıl olan, bir yazarın eserlerini okumadan önce onun biyografisini veya eserleri üzerindeki incelemeleri okumaktır. Bu şekilde okuduklarından daha fazla istifade etmek mümkündür. Bazen insanların gerçeği görebilmesi için görmek ve mükemmel bir şekilde aktarmak yetmiyor, bu kişileri, görebilen ve aktarabilenleri görmek ve göstermek gerekiyor. Atalarımızın dediği gibi marifet iltifata tabidir. Aytmatov’un Beyaz Gemi romanında geçen “Boynuzlu Ana-Geyik” hikâyesinin son bölümünü daha dikkatli okumam gerekirken atlamışım. Hâlbuki gözümden kaçan bölüm, Türk dünyasının trajedisinin muhteşem bir özeti: Bunu sizlere aktarmak istiyorum.

O gün Ene-Say’da yaşayan Kırgız boyu yaşlı önderini toprağa veriyordu. Bagatır Külçe uzun yıllar, boya önderlik etmiş, çok akın yapmış, savaşlarda çok baş kesmişti. Soydaşları iki gün büyük yas tutmuş, üçüncü gün onu toprağa vermeye hazırlanıyorlardı… İşte tam bu anda umulmadık bir şeyle karşılaştılar. Enesaylılar, ne denli birbirlerine düşman olurlarsa olsun, önderlerinin cenaze törenlerinde komşularıyla savaşmak töreye uymazdı. Şimdiyse yasa bürünen Kırgız yurdunu kuşatan düşman orduları ansızın saklandıkları yerden çıkmış, her tarafı tutmuşlardı. Korkusuz Kırgız soyunu bir anda yok etmek için hazırlamışlardı bu hareketi. Gelecekte kimse bu suçu bilmesin diye, zaman geçmişin izlerini silip süpürsün diye herkesi ayırım gözetmeden öldürüyorlardı. ” Çocuklar, bilmeden, kendi soyundan gelen herkesi öldüren bu kötü insanların peşinden koşarlar. Ve ancak çocuklar böyle davranabilirdi. Katillerden kaçıp saklanacağına, onlara yetişmeye çalışabilirdi.

Dahası var; katliamdan, annesinden izinsiz ormana kaçmış iki çocuk kurtulursa da düşman tarafından yakalanır ve öldürülmek üzere bir yaşlı kadına verilirler. Çocukları öldürmesi için verilen yaşlı kadına, Boynuzlu Ana·Geyik gelerek “çocuklan öldürülmemesini, onları besleyip büyüteceğini” söyler. Yaşlı kadın Geyiğe, “iyi düşündün mü onlar insan soyudur, büyüyecek ve gene senin yavrularını öldürecekler” der. Boynuzlu Ana-Geyik onları Enesay’dan Issık Göl’e getirir. Orada çocuklar büyür, çoğalırlar. Çocukları, ün salmak için babalarının anısına onun mezarına bir geyik boynuzu asarlar. Böylece başlayan adet, insanoğlunun bütün geyik boyunu öldürmesine kadar gider.

İşte, biyografi gibi “anahtar kaynaklar” türünde bir eseri okurken, yazanın eserini okuduğunuzda dikkatinizden kaçan birçok konuya rastlayabilirsiniz. Yine böyle eserleri okuyarak, yazarın okumadığınız eserleri hakkında da ciddi bir bakış açısına sahip olabilirsiniz. Böylece ileride okuyacağınız eseri daha özümseyerek okuma fırsatı bulursunuz.

Şair Ömer Erdem, 2008 yılında Kırgızistan’a gitti ve burada Cengiz Aytmatov ile bir söyleşi yaptı. Bunu sizlere aktarmak istiyorum. Söyleşide, Aytmatov’un özellikle gençlere verdiği mesaj ve öğütler dikkatimi çekti. Ömer Erdem anlatmaya şöyle başlar. “Cengiz Aytmatov’un girişiyle muazzam bir sükûnet, saygı ve sevgi atmosferi kendiliğinden oluşuverdi. Yaşlı genç, kadın erkek, herkes onu görmeye çalışıyor, insanlar ellerinde kitaplar, bir imza alabilmek için sırada bekliyordu. Ben yazarın hemen arkasında, olup bitenleri hayranlık ile izliyordum. Kafamda çağrışımlar birbirini kovalıyor, bir yazarın bir milleti nasıl tutabileceğini, milletin tuttuğu bir yazar nasıl olunabileceğini düşünüyordum.

Bize kısa da olsa bir röportaj vereceği haberini alınca, öğrencilik yıllarından beri eserlerini okuduğum Aytmatov’la karşı karşıya gelmenin ürpertisini duydum. Onunla derinlemesine konuşmayı çok isterdim; ama şartlar uygun değildi. Balasagun’dan Bişkek’e dönerken, genç bir Kırgız entelektüel, zihnimi aydınlatan bir yorumda bulundu: “Aytmatov’un sevilmesinin asıl sebebi, reçetelerden her zaman uzak durması oldu. Ama hakiki teşhisleri her zaman o koydu…” Sanırım bu yorumda, bana etkileyici gelen bir dünya görüşü ve sanat anlayışı yatıyordu…” diyerek duygularını dile getirmiş bir yazardır.

Ömer Erdem Aytmatov’a şöyle bir soru yöneltir: “Çağdaş Türk edebiyatımızdan faydalanıyor musunuz?”
Aytmatov’un verdiği cevap şu olur.
Mümkün oldukça dünya edebiyatını yakından tanımak çabasındayım. Çevrilmiş olan kitaplara ve eserlere baktığım zaman, özellikle Alman yazarlara ait eserler benim daha çok hoşuma gidiyor. Yazarları kimliğine göre değil, eserlerine bakarak yakından tanımak mümkün. İngiliz ve Japon romanlarını da uzaktan yakından takip ediyorum. Şimdi bunların hepsini çevrilmiş halde okuyoruz. Mesela, Özbek ve Kazak dilinde yazılmış olan, çevirisi yapılmamış romanlar, benim anlayabildiğim kadardır. Türkiye’de yayımlanan eserleri de mümkün oldukça okumaya ve takip etmeye çalışıyorum. Ancak, kitapların dünya edebiyatında yerlerini alabilmeleri için, okuyucuların anlayabileceği dillere de çevrilmesi gerekir.
Cengiz Aytmatov’un genç Türk yazarlarına tavsiyeleri şunlardır: “Yazarların hepsini eğitmek zor. Onların kendi yeteneklerinin olması şart. Demek oluyor ki bu yazarlar, kendi düşünceleriyle eserlerini ortaya çıkartmalıdır. Fakat temel amaç, insanoğlunun neden yaratıldığı ve nasıl yaşadığı gibi sorulara öncelikli olarak cevap bulmak olmalıdır.”

Sonuç olarak, bir yazarı eserlerinden tanımak elbette en doğrusudur ama yazarın eserlerindeki her olayı anlayamaz her okur. Bunun için bir kılavuza ihtiyaç duyar, yolunu aydınlatan bir deniz fenerine… Yazarlarla yapılan sohbetler, onların hayatlarını anlatan biyografiler tam da bu yüzden önemlidir. O kitaplar, bir deniz feneri gibi yazarı anlamaya giden yolu aydınlatır.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Sponsorlu Bağlantılar: takipçi satın al