Kendimle Nasıl Barışırım? İnsanın İçi İle Savaşma Hali

15.12.2020
Kendimle Nasıl Barışırım? İnsanın İçi İle Savaşma Hali

“’Dünyanın en keyifli gününü geçirmiş olsam bile, eve geldiğimde kendimi duvara boş boş bakarken buluyorum.’’ hissi ile aşina olan herkes için bu cümlenin doğruluğu tartışılmaz. Eminim sen de böylesin. Çok sevdiğin arkadaşlarınla buluşmuş, en sevdiğin ve kendine en beğendiğin renklerle örülü olan o elbiseyi giymişsin. Üzerine bir de senin istediğin mekana gitmişsiniz, güzel bir kahve ve hoş da bir tatlı yanında. Gezmiş, dolaşmışsın ve kendine gelmişsin birkaç saatliğine de olsa.

Aslında o tuhaf hissetme durumun, dönüş yolunda başlıyor. ‘’Eee ne oldu şimdi yani?’’ diyorsun. ‘’Tamam güzeldi, hoştu ama bitti işte.’’

Ve sonra şunu fark ediyorsun; aslında sadece bir kahve içip, eve gelirken değil; sen hayatta yaşadığın her şeyden sonra bu his ile kaplanıyorsun.”

“’Eee ne oldu şimdi?’’ hissi.

Eve geliyor, ayakkabılarını ve çantanı çıkartıyor ve belki de üzerindekileri bile değiştirmeden yatağına uzanıyorsun.

Yalnız bir parantez açarak şu günler için hatırlatmam gerekir ki; öyle elini, yüzünü yıkamadan ve eşyalarını çamaşır makinesine atmadan lütfen uzanma her yere. Neyse konuma döneyim…

Tavanı izlemeye başlıyorsun sonra. Biraz telefonunu eline alıyor, o gün çektiğin fotoğraflara bakıyorsun. Arkadaşının, senin kötü çıktığın fotoğrafı paylaşmasına sinirleniyorsun belki. Bırakıyorsun telefonu ve tekrar tavanı izliyorsun.

Ben, insanın kendi ile kaldığında dürüst olması gerektiğini düşünüyorum. Zaten diğer insanlar yanımızdayken, yeterince katmanlı davranıyoruz. Bari yalnızken bunu yapmayalım.

Ama yapıyoruz değil mi?

Herkes, hayatının amacını arıyor gibi ama kimse o yolu bulamıyor. Harika başarı hikayelerini, ağzımızın suyunu sile sile izliyoruz ama bir gün kendimizi orada hayal edemiyoruz.

Ben bu yazıyı; 50$ ile Nike markasını kuran Phil Knight ile donatmayı hiç düşünmedim mesela. ”

“’Aaa bak o yaptı, senin neyin eksik? Senin de 50$ paran var ise sen de yapabilirsin. Haydi, sadece yap.’’ Gibi ezbere cümleler kurmak istemiyorum.

Ya da şunu da söylemiyorum; Amazon’un kurucusu şu an işlerini tamamen bıraksa bile, 466 sene daha onu geçindirecek parası varmış.

Farkındaysan bunların hiçbirini söylemiyorum.

Yersen.

Şaka bir yana, gerçekten büyük başarı öykülerini kenara almak istiyorum. Benim ilgilendiğim tek şey; sadece senin içerisindeki bu savaşma hali.

Savaşma halinin farklı nedenleri olabilir. Kendinden memnun değilsindir, cildinden ya da. Esmersindir ve beyaz olmak istiyorsundur ya da beyazsındır ancak esmer ten sana daha cazip geliyordur. Olamaz mı? Olabilir.

İçinde bulunan savaşın bir başka sebebi de; potansiyelinin farkında olman ancak adım atacak gücü kendinde bulamaman olabilir. Cesaret demiyorum, güçten bahsediyorum.

İnsan, tuhaf bir varlık demiştim. Evet, öyle. Yorulan ve geçen zamanın yıprattığı da bir varlık. Bu yüzden, seni anlıyorum.

Bir şeyleri yeniden denemek, yeniden yanılmak belki, düşmek ve bir daha kalkacak kuvveti bulamamak seni yormuş olabilir. Seni yoran şey; hiç denememek de olabilir.

Bu yüzden savaştasın kendin ile.

Unutma, hala tavanı izliyorsun.

“Kendine sorduğun soruların fazlalığının ben de farkındayım. Her sabah ya da her gece ama daima… Kendimi, küçük kişilik analizleri yaparken buluyorum. Freud olduğum için, neden bu çabaya girdiğimi bilmiyorum ama kendimi sorgulama halimden kurtulamıyorum.”

“Genelde, kendime yetersiz geliyorum, belki de senin hissettiğin gibi. ‘’Diğerleri gibi değilim’’ diyorum kendime.

‘’Fiziğim, onlar kadar güzel değil. Sonra kaşlarım biraz seyrek ve alt dudağım, üstten daha büyük. Gözlük takınca belli olmuyor ama burnumdaki bu eğrilik biraz sinir bozucu. Bir gözüm de diğerinden büyük galiba. Allah’ım ne altın oran ama!’”

“Sadece fiziksel değil, her anlamda kendimi yetersiz hissettiğim onlarca zaman oldu. Okuyabileceğimi bildiğim halde, o kitaba elimi uzatmadım. Dinlesem seveceğim şarkıya bile fırsat vermedim. Hayatıma girdiğinde mutlu olacağım pek çok insanı, belki de düzenim bozulur diye hayatıma almadım. Bu ve bunun gibi onlarca şey yaptım.

Hepsinin tek bir nedeni vardı; çünkü ben o sırada kendimle savaşıyordum.

Bu savaşın kazananı olmayacağımı bilerek, savaşıyordum. İçerisinde bulunduğum hiçbir düşünceden sıyrılamayacağımı düşünüyordum. Ben de inanmıyor, ben de sorguluyor, ben de savaşıyor ve ben de tavanı izliyordum.”

“Bunları size; hayatı akademik başarılar ile dolu biri olarak söylemiyorum. Aylık geliri asgarinin üzerinde olan biri olarak da söylemiyorum ya da bu cümleleri size, yurtdışında eğitim görmüş ve yüksek mertebelere çıkmış biri olarak da kurmuyorum.

Size bu cümleleri sadece, yeterince savaşmadan, kazanılamayacağını anlamış biri olarak kuruyorum. Kaybedecekse bile yeterince savaşarak kaybedeceğini fark etmiş biri olarak kuruyorum. Sizden belki çok küçüğüm ya da çok deneyimsizim ama belki de sizin farkına varamadığınız o şeyi, fark eden biri olarak söylüyorum.

İçimizdeki bu savaşı diri tutmalıyız. Kendimize mutsuz olma hakkını da vermeliyiz. Her zaman olumlama yaparak hayatımızı sürdüremeyiz ve her zaman tozpembe düşler üzerine kurulu bir hayat süremeyiz.

Dünya, acı ve keder dolu bir yer. İnsanın içi gibi… İnsanın en alışkın olduğu hissin, keder olduğunu düşünürüm ayrıca ve aynı zamanda ne kadar fark etmese de bu hissi sevdiğini.

O yüzden, hala hissedebiliyorken hissetmelisiniz. Duygunuzun adı ne olursa olsun. Sadece hissetmelisiniz.

Acı çekmek için kendinize izin vermelisin ve ağlamak için de. Üzücü pek çok olay yaşadıktan sonra, mutlaka mutluluğa varmak zorunda olmadığınızı bilmelisiniz.

‘’Gözyaşı, ondan sonra gelecek mutluluklar için temizlik yapar’’ derlerdi. Bana o zaman da saçma gelirdi. Gözyaşını bu denli anlamsızlaştırmak, çok ayıp bence.

Çok sevdiğim bir şarkının, çok sevdiğim bir cümlesinde şöyle diyordu;

‘’İstediğin kadar gözyaşı dök, dökebilirsin ama ne olur yıpratma kendini.’’

Evet, benim de söylemek istediğim şey tam olarak bu. Evet, bu bir savaş ve savaşlar yıpratır. Kan akar belki, kesikler olur ya da canın acır. Ama savaştır, zaten acıtacaktır. Bu yüzden kendine ağlama izni vermelisin. Hüzünlenmenin, en doğal hakkın olduğunu bilmelisin. Bir an önce bu kötü histen kurtulmaya çalışmamalı, içerisinde biraz kalarak gerçekten bunu da yaşaman gerektiğini bilmelisin.

Sevgi ile kal.

YAZAR BİLGİSİ
Elif Oruç
Keyif aldığı her detayı paylaşmayı seven birinin gözünden her şey.
YORUMLAR

  1. Elif Oruç dedi ki:

    İnsan olmanın derdi, hüzün ile aşina olmaktır bence. Mücadeleci olmak en zoru olsa da en güzelidir. Eksiklik muhakkak tamamlanır 🙂

  2. Nihal Tekbaş dedi ki:

    Her daim mutlu enerjik neşeli pozitif olmalısın bunda bir eksiklik var demek ki..