Kadın Sorunlarına Cinsiyetçi Yaklaşım

09.01.2021
Kadın Sorunlarına Cinsiyetçi Yaklaşım

Dünya üzerinde yaşayan canlı organizmalar içinde Homo Sapiens’in tartışmasız üstünlüğü, yeryüzündeki mevcut yaşam formunu insan neslinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmiştir. Bunun yanında insanın kendisine atfettiği tanrısal özellikler, yaratıcılık ve vizyonun eril karaktere sahip olduğu açıkça gözlemlenmektedir. Bunun en temel sebeplerinden bir tanesi, tarım devriminden sonra yeryüzünde hüküm sürmüş tüm devletler ya da siyasi oluşumların mülkiyet kavramı üzerinde şekillenmiş olmasıdır.

İnsan toplumunu oluşturan eril ve dişi karakterlerin duygusal ve fizyolojik farklılıkları (doğurganlık gibi) her iki karakterin de toplumsal rol ve sorumluluklarını belirlemek konusunda ayrıştırıcı olmuştur. Buna bağlı olarak kadının dünyaya getirdiği çocuklara karşı güçlü duygusal bağlar kurması, kadının önceliğinin ev ve çocuklar üzerinde yoğunlaşmasına neden olmaktadır.

Böylece ekonomik ve sosyal hayattaki cinsiyet dengesi erkek lehine bozularak, mülkiyet esaslı toplumsal normların hakim olduğu kültürlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kaçınılmaz sonuçları ile yüzleşmek zorunda kalınmıştır.  Cinsiyetler arası farklılıklar, cinsiyetler arası eşitsiz bir toplum yapısının şekillenmesiyle sonuçlanmaktadır.

Nitekim erkek egemen bir ortamda kurallar, değer yargıları ve ahlaki normlar erkek bakış açısı ile belirleniyor ve kabul görüyor olması, kadın cinsinin kendi gerçeklerinin kurallarının yok sayılması, toplumsal hayatta “cinsiyet körü” kavramını ortaya çıkarmıştır.

İngiliz siyaset bilimci ve feminist yazar Carole Pateman’ın toplumsal cinsiyet-vatandaşlık ilişkilerini ele aldığı “The Fraternal Social Contract” isimli makalesi ( Kardeşlerin Sosyal Sözleşmesi) başyapıt niteliğindedir. Pateman’a göre, ulus devletlere temel oluşturan toplum sözleşmesi erkek kardeşler arasında bağıtlanmıştır. Kardeşler doğal hakları dışındaki iradelerini (egemenliklerini, hak ve yetkilerini) sözleşme çerçevesinde tek bir iradeye devretmişlerdir.

Bu irade, genel irade olarak adlandırılmaktadır. Genel irade; erkek kardeşlerin kişisel iradelerinden ayrı, onların üstünde bir kollektivite olarak benimsenir. Egemenlik de “ulus” adı verilen bu kollektiviteye aittir. Aynı zamanda, erkek kardeşler arasında egemenliğe devredilmeyen doğal haklar vardır. Bunlar; özgürlük, güvenlik, mülkiyet hakkı, baskıya karşı direnme hakkı gibi liberal hakların yanı sıra erkeklerin kadınlar üzerinde evlilikten doğan ataerkil haklarını da içermektedir.

Bu hakların temel nitelikleri devredilemez, vazgeçilemez ve dokunulamaz olmalarıdır. Bu hak ve özgürlükler, devlet ve diğer erkek kardeşlere karşı da ileri sürülebilmektedir. Pateman’a göre; toplum sözleşmesinde kamusal dünya, erkeğin doğal haklarını kullandığı ev/aile alanını içermeyecek şekilde ve kadına karşıtlık üzerinden inşa edilmiştir. Başka bir deyişle, sivil toplum, kadınlar ve temsil ettikleri her şeyin dışlanmasıyla inşa edilmiştir.

Özgür ve eşit erkek kardeşlerin kadınlar üzerinde egemenliği devredilmez, dokunulmaz doğal hakları evlilikten doğan ataerkil hakları da kapsar. Bu hak kullanımı kadın üzerinde hiyerarşi, vesayet, kısmen şiddet uygulama gibi bir dizi yetkiyi içerir. Sonsözü söyleme yetkisine sahip olan erkek, kamusal alanda da ailenin birliğini temsil eden hukuki bir kişiliktir. Kamusal alan, bir yandan devlet ile bu hukuki kişilikler arasında, diğer yandan bu hukuki kişiliklerin kendi aralarında inşa edilir. Bu bağlamda hukuki kişiliğin kendisi vatandaştır.

Cinsiyet körü yaklaşımın en temel savunması, mevcut kuralların kadın erkek ayrımı yapmadan evrensel özellikler taşıdığı, kadının dışlanmasının söz konusu olmadığı ve kadınların da her türlü ekonomik ve sosyal faaliyetlere dâhil olabileceği şeklinde ifade edilmektedir. Teorik olarak doğru kabul edebileceğimiz bu yaklaşım uygulamada kadın aleyhine eşitsiz bir toplumsal düzenin meydana gelmesine neden olmaktadır. Zira gerek fizyolojik gerekse duygusal olarak farklı iki cinsin ne görev ve sorumlulukları ne de bu sorumlulukları yerine getirirken karşı karşıya kaldığı gerçekler eşit değildir.  Yaşanan trajedilerin geneli bu eşitsizliğin toplumsal hayata yansımalarının sonucudur.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.