Mustafa Kutlu Hikayelerinde Yoksulluk

15.06.2021
Mustafa Kutlu Hikayelerinde Yoksulluk

Mustafa Kutlu, Türk edebiyatında özellikle hikâye alanında Türk toplumunun yaşadığı toplumsal değişim ve dönüşümü konu edinerek önemli bir yere sahip olmuştur. Oldukça mümbit bir yazar olan Kutlu hikâyelerinde yoksulluk kavramından çokça bahsetmiştir.

Çeşitli tanımları mevcut olan yoksulluk kavramının akla gelen ilk anlamı ekonomik yetersizliktir. “Yoksulluk, genellikle insanların ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli kaynağa sahip olamama durumu veya çok benzer biçimlerde mutlak asgari refah düzeyinin altında kalma durumu ve yaşamda kalabilmek için gerekli mal ve hizmetlere olan ihtiyaçların karşılanmaması durumudur.

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere yoksul olmanın veya olmamanın asıl belirleyicisi ekonomik güç, yani parasal imkândır. İnsanoğlu var oluşundan bu yana çeşitli zamanlarda açlık ve kıtlık anlamlarındaki yoksulluklarla imtihan olmuştur. Yoksul olmak sadece diğerlerinden daha az şeye sahip olmak demek değildir; aynı zamanda yaşamın temel gereksinmeleri konularında güvenden yoksun olmak anlamı da taşır. Bu yönüyle yoksullar, genelden farklı bir yaşam alanında nefes alan ve kendine özgü davranış kalıplarıyla bir kültür atmosferinin aktörleridir.”

Yoksulluk yaşanan mekânda da farklılık arz etmektedir. Köy ve kentteki yoksulluk ve yoksullar birbirinden oldukça farklıdır. Yoksulluğun ölçütü yaşamsal temel ihtiyaçların karşılanamamasıdır.  Yoksulluğun kol gezdiği ortamların kentler olduğunu görmekteyiz. Gecekondularda, kenar mahallerde yaşamak durumunda olan insanlar birçok yaşamsal unsurdan da uzak kalmaktadır. Kentte yaşam tarzı yoksul insanların yardımına izin vermek bir yana onlara sosyal dışlanmayı yaşatmaktadır.

Yoksulluk, insanları kente taşıyan ana nedendir.  Temel besin maddelerini zor güç temin etmekte kimi zaman da bundan bile yoksun kalmaktadır. Sağlık, eğitim, eğlence, sanat, siyaset gibi kentin diğer yaşamsal alanlarından zaten yoksundur.

Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde bilhassa köyden kente göç etmiş yoksul insanlar anlatılmaktadır.

Bu bağlamda Kutlu’nun yoğun olarak yoksul insanların hallerini hikâye ettiği kitabı olan Rüzgârlı Pazar dikkat çekici bir hikâyedir. Mustafa Kutlu, “Rüzgârlı Pazar’da sorunsalını çok açık bir dil, kimi zaman didaktik denebilecek bir tavırla sergilerken, yoksulların ve bedensel yoksunların hayatlarını, fakirliklerini, toplumun en alt katmanında bir parça ekmek için mücadele veren insanları gözler önüne serer.

Yoksulluğun yalnızca insanların kendi sorunları ve kaderleri olmadığı tezini de öne süren Kutlu, zenginlere zenginliklerini hatırlatarak, onların fakirleri gözetmeleri gerektiğini belirtir. Yoksulluğun kader olduğu gibi, çaresinin de yine kaderde yazılı olduğunu belirten Kutlu, zaman zaman devlete, zenginlere seslenirken, orta halli vatandaşları da toplumsal dayanışma ve kardeşlik gölgesinin altına çağırmaktadır.”

Hikâyede şehrin kenar mahallelerinde kurulan gecekondu bölgesinde yaşayan birçok insanın yoksullukla geçen, gerçek yaşamla birebir örtüşen hayat hikâyesi anlatılmaktadır. Kutlu, yoksul insanların yaşam mücadelesini Duran ve Nimet karakterlerinin üzerinde yoğunlaşarak anlatmaktadır.

“Yoksulluk ateşten gömlek.” diyen Kutlu, köyde çobanlık yapan ve ailesini geçindiremeyen Recep Efendi’yi kente göç ettirerek bu durma çare bulmak ister. Ne yazık ki Recep Efendi’nin durumu köydekinden daha vahim bir vaziyete bürünür.

“Recep Efendi de bir güz günü iki yorgan bir döşek, neyi var neyi yok yükleyip büyük şehre iniyor. Hemşerileri şehrin kıyıcığında buna da bir göz oda buluyorlar. İnşaat işçiliği, hamallık, ne iş olsa yapıyor… Odun-kömür, çocukların üstü başı, elektrik, su ne yana dönsen para. Recep Efendi’nin iki yakası bir araya gelmez, gam-kasavet koyulaşır, tütün üstüne tütün, ağzını dilini bıçak açmaz. Köy yerindeki süt-yoğurt bolluğu, tandırdan çıkan has ekmeğin kokusu, hele ki hava yoktur buralarda. Bilhassa hava. Şehrin üzerine çöken o grimsi bulut nefeslerini keser.

Bir de nem var ki sormayın, bozkır adamının kemiklerini çürütür yani. Recep Efendi’nin kemikleri değil de ciğerleri de çürümüştür. Zamanla oturduğu yerden kalkamaz, girdiği yükün altından doğrulamaz hale gelir.” Recep Efendi çalışamaz duruma gelince ailenin diğer fertleri çalışmak zorunda kalır. Karısı evlere temizliğe gider. Okuldan ayrılan Duran da balon satmaya başlar. Ancak geçinmekte zorlanmakta ve kötü yaşam koşullarında yaşamaya devam etmektedirler.

“Bak inanmayacaksın ama, eve gidiyorum, hani bende para yok ya, o gün meğer anam işe gitmiş, iş bulmuş, temizlik falan, iyi de para almış, eve her şeyler getirmiş. Bir seferinde canım muz çekmişti.

Bak inanmayacaksın, eve gittim, annem akşam pazarından muz almış. Biraz çürük-çarık ama muz. Yerken gözlerimden yaşlar aktı, ardımı dönüp çıktım, kapı önünde yedim muzu. Ağlaya ağlaya yedim. Ama sevincimden ağlıyorum. Anlıyor musun abi sevincimden ağlıyorum. Melekler koruyor bizi. Kimselere söyleme sakın, işin aslı bu. Sürekli dua ediyorum Allah’ıma. Allah bizimle.”

Hikâyenin kahramanları yoksulluk çekmelerine rağmen bu durumu sabırla karşılamaktadır. “Çünkü Rüzgârlı Pazar’ın bireyleri sonradan değil, doğuştan fakirdir. Dolayısıyla, daha baştan dünyaya birtakım yönleri eksik ve ezik olarak gelmişlerdir.

Ancak bu eksikliklerini Rüzgârlı Pazar’da bir isyan vesilesine dönüştürmeden, kaderin gösterdiği yönde imtihanlarını olumlu olarak vermişler, dünyanın kurduğu tuzağa düşmemişlerdir.” Mustafa Kutlu yoksulluğu Allah’tan gelen bir imtihan olarak görmekle beraber zenginlerin fakirlerin hakkını iade etmemelerinden kaynaklandığını da düşünmektedir. Rüzgârlı Pazar hikâyesinin kahramanları yoksulluğu bir imtihan olarak algılamış ve bu sebeple isyan etmemişlerdir.

Dolayısıyla yoksulluk onlarda bir bunalıma dönüşmemiştir.

Ancak Kutlu, hikâyede yer yer yoksulluğun zenginler sebebiyle oluştuğuna da değinmektedir. Zenginlerin fakirleri gözetmemesinden oluşan yoksulluk bir bunalım örneği olarak görünmektedir. “Yoksulun evi uzaktadır, kimse görmez. Yoksulun sesi kısılmıştır kimseler duymaz. Yoksulun yüzü soğuktur kimseler bakmaz; bakan olsa da başını çevirip gider (… ) Duysun bizi insanlar. Onlar -yani zenginler- nasıl kas kas kasılıyor, nasıl yerleri titreterek yürüyor, parasını nasıl gözümüze soka soka harcıyor, bizim az-biraz sesimiz çıkmış çok mu?”

Kentlerde gerçek anlamda yoksulluğun yanında ihtiyaç fazlası tüketimden kaynaklanan bir başka yoksulluk durumu daha mevcuttur. “Günümüz tüketim toplumunda tüketicilik, gündelik davranış biçimi olmanın ötesinde düşünce ve eylem açısından ekonomik perspektifli bir ideolojiyi andırmaktadır. Bu ideoloji ise ‘modern tüketim ideolojisidir.

Tüketim toplumunda birey, tüketimi sadece ihtiyaçları karşılamak için değil, gittikçe artan bir şekilde arzuları tatmin etmek için gerçekleştirmektedir. Tüketim davranışlarındaki bu dönüşüm, tüketiciyi, mümkün olan en kısa zamanda tüketmeye, tatmininin anlık olmasına ve kısa süre içerisinde yeni tatminsizliklerinin üretilmesine sürüklemektedir.

Yine de tüketim toplumunda mutlu ya da sadece normal bir yaşama erişememek başarısız ya da yeterince tüketemeyen tüketici olmak demektir.

Tüketim toplumunda toplumsal aşağılanmaya ve iç sürgüne neden olan faktör ise her şeyden önce bireyin tüketici olarak yetersizliğidir. Unutulmanın, yoksun bırakılmanın ya da aşağılanmanın, başkalarının girebildiği toplumsal şölenden dışarıya atılmanın üzüntüsüne dönüşen bu yetersizlik, tüketici görevlerini yerine getirememenin güçsüzlüğüdür. Modern insanın bunalımı diyebileceğimiz bu durum birçok birey için patolojik bir sorun haline gelmiştir. Var olanla yetinmeme, yetinmek istememe, hep daha fazlasını isteme sonu gelmez istekler silsilesini beraberinde getirmektedir.

Elde ettiğiyle anlık sevinen ve bir sonrakini istiyorum mantığıyla yaşamını geçiren birey için huzur ve mutluluğun yerini anlık haz almaktadır. Mustafa Kutlu, nitekim Rüzgârlı Pazar’da bu konuya değinerek modern insanın bunalımına dikkat çekmektedir. “Kalabalık, şu tüketime doğru savrulan kalabalık tüketimin hasını tüketemez. Doymaz bir türlü, tatmin olmaz. Gözü sürekli başkasının üstündedir. Bu yüzden aksi, isyankâr, pervasız, korkak, tutarsız kalır. Mutsuzluk bu mu?” Ürettiğinden çok tüketmek isteyen ama yeterli maddi birikime sahip olamadığı için bu anlamda dar boğaz yaşayan insanlar bir süre sonra bunalıma sürüklenmektedir. Mustafa Kutlu’nun Kapları Açmak hikâyesindeki Zehra’nın ağabeyi Ahmet’i zengin olabilmek uğruna çeşitli sıkıntılara düşmüş ve sebep olmuş birisi olarak okumaktayız.

“Gözü yükseklerde Ahmet’in. Kim kasaba ve vilayet arasında yolcu taşıyan bir minibüs almış; kim beyaz eşya dükkânı açmış, kim sahilde turistler için incik, boncuk pazarlayan bir tezgâh kurmuş, kim zeytinliğini turistik motel yapan şirkete kaça satmış, kim traktör, araba almış onları takip ediyor, onlarla düşüp kalkıyor, bu yoldan para kazananlara ağzının suyu akıyor, aklı çıkıyor, kıvranıp duruyor, ama elinden bir şey gelmiyor. Bu çaresizlik onun hırçın mizacını iyicene zıvanadan çıkıyor, vukuat üstüne vukuat işliyordu. Kavga nerede, Ahmet orada.” Kutlu, yoksulluğu Arka Kapak Yazıları kitabında Cevat’ın hikâyesiyle de anlatmaktadır. “Günler geçiyor… Cevat’ın çocukları büyüyor, ülkede enflasyon alıp başını gidiyor, borsada hareketli günler yaşanıyor, dış ticaret açık veriyor. Zeynep kocasından boşanıyor, bakırcılar çarşısındaki bütün bakırcı dükkânları birer birer kapanıyor, yerine kot satan mağazalar açılıyor, bavul ticareti yayılıyor, milli takım İngiltere karşısında hezimete uğruyor… Kimse Cevat’ın ne yediğini, ne içtiğini, nasıl geçindiğini merak etmiyor; KİT’lerin özelleştirilmesi, dış ticaret dengesi, banka bilânçoları, Anadolu liseleri giriş sınavları, maaş katsayıları, güzellik yarışmaları dikkati çekiyor da; Cevat’ın akşamüzerleri koltuğunun altında iki ekmek ve boş sefertası ile mahalleye girdiği hiç umursanmıyor.”

Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde yoksulluk çeken insanların yoksulluklarına isyan etmedikleri dolayısıyla bunalımlı bir tavır sergilemedikleri görülmektedir. Bununla birlikte Kutlu, yoksulluğun bizatihi olarak insanlar için sorun teşkil ettiğini de vurgulamaktadır. “E, bunlar doğumdan itibaren çok kötü şartlarda büyüyorlar, ölen ölüyor, kalanlar sürekli zafiyet içinde. Depresyon, sinir, ülser, verem, psikolojik sorunlar.”

Ayrıca zenginlerin yoksullara yardım etmemesi dolayısıyla da bir yoksulluk oluştuğuna dikkat çeken Kutlu için bu durum büyük bir sorundur.

Sonuç olarak kurduğu süslü cümleler ve betimlemeler ile okuyucuda farklı imgeler ve eşsiz haz uyandıran Mustafa Kutlu için yoksulluk olgusu daha fazla para kazanmak ve konfor içinde yaşamak isteyen, ancak bir türlü bu amaçlarına ulaşamayan insanlar için bunalım oluşturmaktadır.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.