Şeriat Tartışmaları Gündemde! Şeriat Ne Demek? Türkiye’de Laikliğin Anayasa’ya Girme Serüveni

Türkiye’de Şeriat tartışmaları yine gündemde. Osmanoğlu ailesinin bir düğününde söylenen sözler, Avukat Feyza Altun’un şeriata yönelik kullandığı cümle sonrası gözaltına alınması, bu konuya ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi. Kimileri Şeriat …

Şeriat Tartışmaları Gündemde! Şeriat Ne Demek? Türkiye’de Laikliğin Anayasa’ya Girme Serüveni

Türkiye’de Şeriat tartışmaları yine gündemde. Osmanoğlu ailesinin bir düğününde söylenen sözler, Avukat Feyza Altun’un şeriata yönelik kullandığı cümle sonrası gözaltına alınması, bu konuya ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi.

Kimileri Şeriat hakkında olumsuz konuşmanın İslam dinine hakaret anlamına geldiğini savunurken kimileri ise Laikliği savunmanın şeriata karşı çıkmaktan geçtiğini düşünüyor. 

Öyleyse gelin, Türkiye’nin tarihinde bu meseleye nasıl bakılmış birlikte inceleyelim.

Konuyu terminolojik açıdan değerlendirdiğimizde Şeriat kelimesinin iki farklı anlamda kullanıldığını görüyoruz. Bu anlamların birisi, Allah’ın hüküm ve yasaklarını ifade ediyor. Dolayısıyla dini kimliğini Müslüman olarak tanımlayan herkesin bireysel olarak kabul ettiği İslami kuralları temsil ediyor.

Bununla birlikte, toplumda ve özellikle siyasi konularda daha sık kullanılan anlamıyla Şeriat, dini hükümlere göre yönetilen rejimler anlamına geliyor.

Şeriata karşı çıktığını belirten bir insanın yoğunlukla kast ettiği İslami Rejimler olduğu görülüyor.

Bu konuda ise anlam karmaşaları sıklıkla yaşanmaya devam ediyor.

Avukat Feyza Altun, resmi sosyal medya hesabından paylaştığı iletide Şeriat’a yönelik sert bir cümle kullandı.

İfadesinin İslami rejimlere, IŞİD, Taliban gibi zihniyetlere yönelik olduğunu belirten Altun; buna karşın ‘İslam dinine hakaret ettiği’ ithamlarına maruz kaldı.

Sosyal Medya’da yoğunlaşan tepki sonrası Feyza Altun gözaltına alındı, ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Feyza Altun ayrıca, Türkiye’nin hiçbir zaman şeriat ile yönetilmeyeceğini, Türkiye’nin laik bir ülke olduğunu adliyeye girerken de ifade etti.

Altun’un açıklamaları sonrası sosyal medya ikiye bölündü: 

Bir grup, Şeriat’a karşı çıkmanın Laik Devlet’i savunmanın en temel gereği olduğunu ifade ederken, bir diğer grup ise Şeriat’a yönelik sert bir ifadenin İslam dinini de hedef aldığını savundu. 

Burada Şeriat Rejimi ile İslam dininin kural ve emirlerini birbirinden ayırarak konuşmak kuşkusuz büyük önem taşıyor. 

Nitekim Feyza Altun da ifadesinin inançlara yönelik olmadığını vurguladı.

Türkiye’de Saltanat ve Halifeliğin kaldırılması, dini hükümlerle değil evrensel hukuk normlarıyla yeni devletin inşasının temelini oluşturuyor.

Her ne kadar, Laikliğin Anayasa’ya tam olarak girmesi 1937 yılını bulsa da, 1920’ler ve 30’lar boyunca gerçekleştirilen Cumhuriyet Devrimleri Laik Devlet yapısının temellerini oluşturdu. 

Medeni kanunun kabulü, kadın erkek eşitliğinin sağlanması, takvim kullanımı, kılık kıyafet devrimi ve daha pek çok devrim ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Laikliğe geçiş süreci hızlandırıldı.

Gerek milli mücadele döneminde gerekse cumhuriyet devrimleri sürecinde en büyük mücadeleler laiklik karşıtı dini tekke ve tarikatlara karşı verildi.

Bu tarikatlara karşı mücadele cumhuriyet devrimlerinin de özünü ve temelini oluşturdu. 

Nitekim, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması ve resmi görevi olmayanların sarık takamaması gibi kararlar da bu yönde atılan adımların en büyüğü oldu. 

Türkiye’nin laikliğe geçişi ve laikliğin benimsenmesi, 100 yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca hep ülkemizin gündeminde oldu.

Türkiye’de laiklik karşıtı görüşlerin ve aynı bağlamda laikliğe sahip çıkma reflekslerinin zirveye çıktığı dönem ise 1990’lar ve 2000’ler oldu.

İslami köklerden gelen Refah Partisi’nin 1990’larda iktidar olması, laikliği savunan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni harekete geçirdi. 

28 Şubat 1997’de düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu’nda, askerler, Refah Yol hükümetinden laiklik konusunda daha fazla hassasiyet talep eden bir dizi kararın uygulanmasını istediler. 

2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi de uzun yıllar laikliğe tehdit olarak değerlendirildi.

2007 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet Mitingleri, Türkiye’de laiklik hassasiyetinin zirveye çıktığı dönem oldu. Yüz binlerce kişi bu mitinglere katılarak Laik Cumhuriyet’i savunan bir eylem gerçekleştirdiler. 2008 yılında ise Anayasa Mahkemesi, Laikliğe Karşı Eylemlerin Odağı Olduğu gerekçesiyle iktidar partisine ceza verdi.

Ak Parti, bu ceza sonucunda kapatılmadı ama hazineden aldığı pay kesintiye uğradı. Tek bir Anayasa Mahkemesi üyesi daha kapatılmalı yönünde oy kullansaydı iktidar partisi kapatılmış olacaktı. Tek bir oyla kapanma yaşanmadı.

Türkiye’de günümüzde Laiklik, Anayasa’nın Devletin temel nitelikleri kısmında değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler içinde yer alıyor. 

Buna karşın çeşitli zamanlarda Laiklik karşıtı iddia ve demeçler kamuoyunu meşgul etmeyi sürdürüyor.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.