Türk Kadınının Dünü, Bugünü ve Yarını

15.06.2021
Türk Kadınının Dünü, Bugünü ve Yarını

1. İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Kadın

Türkler tarih sahnesine çıktıklarında konar-göçer bir millet olarak kendilerini göstermişlerdir. Bu konar-göçerlik, bozkır hayatının ve atlı yaşam tarzının bir getirisi olarak karşımıza çıkar. Yani coğrafyanın bir getirisidir. Tabii bunun yanında bir de konar-göçerliğin getirileri vardır. Bunlardan birisi ve çalışmamızın konusu olan; kadınların Türk sosyal, iktisadi, kültürel ve siyasi hayatındaki yeridir.

Tarihte dünyanın pek çok yerinde kadınlar önemli derecede ezilmiş ve zulme maruz kalmıştır. Buna bugünkü dünyanın medeniyet beşiği olarak görülen Avrupa toprakları da dahildir hatta oradaki zulmün zaman zaman diğer bölgeleri de aştığı görülmüştür (Kadınların cadı olarak addedilip yakılması gibi). Yine İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’nda sırf kız çocuğu olduğu için diri diri toprağa gömülen bebekleri, çocukları bilmekteyiz. Bunun gibi örnekler esasen toplumların yaşam tarzından kaynaklanmaktadır. Yerleşik hayattaki toplumlarda kadın evdedir ve anne olmakla yükümlü olarak eve bağlı kalır. Böylece erkek özgürdür ve toplumsal yaşama katılan, ekonomiyi eline alan, siyaseti yürüten de büyük ölçüde erkektir.
Türk toplumunda ise durum nispeten farklı gelişmiştir. Çünkü bozkır yaşamında herkes için bir özgürlük söz konusudur. Kadınlar eve bağlı kalmamıştır. Bu sebeptendir ki kadınlar da bir çok konuda söz hakkı elde edebilmiş ve hayata dahil olmuşlardır. Türk kadınlarının, erkekler kadar mal-mülk sahibi olabildiğini, erkeğin olduğu gibi, kadının da kocasını boşama hakkı olduğunu, kadınların da savaşlarda orduya katılabildiklerini ve siyasette önemli rollerde bulunabildiklerini biliyoruz.

Türk Devlet geleneğinde, “hakan”ın eşi “hatun” her zaman büyük ve önemli bir konuma haizdi. Devletin karar mekanizmasında yer alırdı, hakanın bulunmadığı yerlerde birinci derecede karar verici konuma yükseldiği çok kez görülmüştür. Bilge Kağan Yazıtında : “Tanrı Türk milleti yok olmasın diye babam İl-teriş Kağan ile anam İl-bilge Hatun’u yükseltti” cümlesi bulunur. Burada görebileceğimiz gibi Türk milletinin selameti adına yalnızca “kağan” değil, “hatun” da eşit derecede önemli bulunmuştur.
Tüm bu bilgileri bir kenarda tutarak atlamamız gereken nokta ise her şeye rağmen Türk toplumunun da ata-erkil bir yapıya sahip olmasıdır. Ne kadar, çağdaşı olan diğer
medeniyetler ile kıyaslandığında kadına verilen değer bakımından önde olsa da erkeğin yine de daha ön planda tutulduğunu atlamamamız gerekir.

2. İslamiyet’in Kabulü ve Sonrasında Türk Dünyasında Kadın

Bu noktada karıştırılan bir duruma açıklık getirmek gerekir. Türk toplumunda İslamiyet’in kabulünden sonra kadına verilen değerin azaldığı gibi bir algı söz konusudur. Bu durumu İslamiyet ile değil, toplumun yerleşik hayata geçişi ile bir tutmak daha doğru olacaktır. Çünkü yerleşik hayata geçen ancak modernleşmemiş her toplumda kadınlar geri planda kalmıştır. Bunun en büyük sebebi, kadınların ekonomik hayata dahil olamamasıdır.
Oysaki İslami Devletlerde de kadınların devlet yönetiminde söz sahibi olması geleneği sürmüştür. Burada Büyük Selçuklu Hükümdarı I. Melikşah’ın eşi Terken Hatun’u örnek olarak vermek yerinde olacaktır. Devlet yönetimine direkt olarak müdahalelerde bulunan Terken Hatun, kendi oğlunu veliaht tayin ettirmek için dönemin güçlü veziri Nizamülmülk ile çatışmıştır.

Osmanlı Devleti’nde de Hürrem Sultan’ın devlet yönetiminde etkisi olduğunu, Kösem Sultan’ın ise oğlu IV. Murad’ın saltanatının ilk yıllarında devleti adeta bir hükümdar gibi yönlendirdiği tarihi kaynaklar ile sabittir.

Odağımızı eski bugün yaşadığımız topraklara kaydıracak olursak, kadınlara verilen değerin ve kadının yaşamdaki rolünün eski Türk Devletleri’ne oranla gittikçe azalmış olması gibi bir durumla karşılaşmamız kaçınılmaz. Yukarıda belirtildiği gibi bunun nedenini dini gerekçelerden çok, erkek egemen toplum yapısı ile birleşen yerleşik hayat ve modern üretim mekanizmalarının kurulamamış olmasına bağlamaktayız.

3. Cumhuriyet Dönemi ve Günümüzde Kadınların Konumu

Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise kadınların durumunda yeniden olumlu yönde gelişmeler görülmeye başlanmıştır. Bunun sebebi, bu kez modernleşmiş batı toplumundan gelen sistem ve mekanizmalara adapte olunmaya başlanması ve kadına olan bakışın bu anlayış üzerinden şekillenmesidir. Hatta cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kadına verilen önem o denli ileriye gitmiştir ki, çoğu Avrupa ülkesinden önce Türkiye Cumhuriyeti 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiştir. Bu hakkı kadınlara ilk tanıyan Türk ülkesi ise 1918 yılında Azerbaycan olmuştur. 1996 yılında ise Tansu Çiller, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın başbakanı olmuştur.
Siyasi alandaki girişimlere ve reformlara rağmen, toplumsal hayatta kadınların erkekler ile eşit şartlarda bulunduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığı halen her alanda önümüzde duran bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda ilk olarak ve en çok önem verilmesi gereken nokta ise kadına karşı şiddet ve cinayet konusudur. Ülkemizde artarak ilerleyen ve önüne geçilemeyen bir şiddet sorunu bulunmaktadır. Bunun yanında cinsel taciz, tecavüz, ve mobbing kadınların en büyük sorunlarıdır. Tüm bu sorunların üstesinden gelmek adına, devlete olduğu kadar her bir bireye ve aile kurumuna da büyük bir görev düşmektedir. Çünkü devlet her ne kadar kadını şiddetten korumak adına adımlar atsa da toplum nezdinde karşılık bulmadıkça bunun etkisi kısıtlı kalacaktır.

Olumlu noktalara değinecek olursak, bugün kadınlar geçmişe oranla eğitim ve çalışma hayatına çok daha fazla dahil olmaktadırlar. TÜİK verilerine göre, ülkemizde 2018 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan kadınların oranı %84,5’tir. Bu oran 2008’de %72,6 olarak karşımıza çıkıyor. Yine kadınları çalışma hayatında pek çok sektörde yaygın olarak görmemiz mümkün.

Sonuç

Türk kadınının toplum ve siyasi yaşamdaki konumu eski Türk devletlerinden günümüze önce yüksek, sonra azalan, sonra ise yeniden yükselmeye başlayan bir grafik çizmektedir. Günümüzde, modern toplumlardan biri olma iddiasında olduğumuzdan bu konuya çok daha fazla hassasiyet gösterme zorunluluğumuz vardır. Herhangi bir eşitsizliğe taviz vermememiz gerektiği gibi, var olan büyük şiddet sorununu da ortadan kaldırmamız gerekmektedir.

Kaynakça:

Kolektif (2019) Tarih Boyunca Türk Kadını. Yeditepe Üniversitesi Yayınları, İstanbul s.308
Özdemir, Gülen (2009) Türk Kadınının Toplumsal Konumunun Gelişim Süreci. Namık Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tekirdağ
Acar, Hasan (2019) Türk Kültür ve Devlet Geleneğinde Kadın. İnsan&İnsan Dergisi, Yıl:6, Sayı:21
Bezer, Gülay Öğün (2011) Terken Hatun Maddesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cild:40 s.510
Kafesoğlu, İbrahim (2012) Türk Maddesi, Kültür ve Medeniyet. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cild:41, ss.487-490
Türkiye İstatistik Kurumu İnternet Sitesi (2020) İstatistiklerle Kadın, 2019 https://tuikweb.tuik.gov.tr/azınız

YAZAR BİLGİSİ
İlker Şenel
Merhaba, ben İlker Şenel. 23 Eylül 1994 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Tarih Bölümü mezunuyum.Tarih ve edebiyat ile ilgilenmeyi, yeni yerler gezmeyi ve müzik dinlemeyi çok severim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.